top of page

ŞAP HASTALIĞI

İneğin Yakın Çekimi

 

Türkiye’de Şap Hastalığı

Küreselleşme, iklim krizi ve uluslararası hareketliliğin artması; hayvan sağlığı, gıda güvenliği ve halk sağlığı alanlarında veteriner hekimlere kritik sorumluluklar yüklemektedir. Özellikle zoonotik hastalıklar kapsamında veteriner hekim mikrobiyoloji uzmanlarının rolü daha da önem kazanmaktadır.

Kamuoyunun en doğru ve güncel bilimsel verilerle bilgilendirilmesini sağlamak üzere, Veteriner Hekimleri Mikrobiyoloji Derneği olarak sorumluluğumuz olduğunu düşünüyor ve bu sorumluluğumuzu yerine getirmek istiyoruz.

Son dönemde gündemden düşmeyen şap hastalığı hakkında gerek sosyal medyada gerek yerel ve ulusal basında çok sayıda haber, yorum ve değerlendirme yapıldı; pek çok kişi görüş bildirip farklı kesimlere danışıldı. Ancak hayvan hastalıkları konusunda bilimsel açıklama yapma yetkinliğine sahip tek meslek grubu olan veteriner hekimler, ne yazık ki görüşüne en az başvurulan kesim oldu.

Şap hastalığı gibi “sınır aşan” deyimiyle tabir edilen hastalıklarda yalnızca bu günü veya kendi ülkenizi tek başına değerlendirmek doğru bir yaklaşım değildir. Bu çerçevede konuyu yalnızca ülkemizdeki tartışmalar ve algı üzerinden değil, uluslararası otoritelerin ortaya koyduğu bilimsel veriler ışığında değerlendirmek gerekmektedir. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün (WOAH) yayımladığı küresel raporlar, şap hastalığının dünya genelindeki seyrini, ülkemizin bölgesel konumunu ve uygulanan kontrol programlarının etkinliğini nesnel göstergelerle ortaya koymaktadır.

Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün 23.05.2025 tarihinde yayınlanan raporunda ülkemizde SAT-2 serotipi ile müdalede yapılan çalışmalar için özetle:

SAT-2 serotipi salgınının ülkenin doğusunda başlayan bir mihrakla yaşandığı, komşu ülkelerden yayılan bu salgının önemli bir risk oluşturduğu, Tarım ve Orman Bakanlığımızın o tarihte, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (WOAH) ve Avrupa Birliği (AB) ile birlikte çalışarak, hızla harekete geçtiği ve gerekli aksiyonları aldığı,  2014 yılından beri yürürlükte olan “Risk Tabanlı Kontrol Programı”nda elde edilen bilgiler kullanılarak, diğer kurumlarla koordinasyon sağlandığı, bölgede hastalığın seyrinin takip edilerek 2023 yılı ocak ayında hazırlıklara başlandığı ve 25 Ocak’ta Irak’tan numune temin edilerek hızla aşı üretim çalışmalarına başlandığı, 37 günlük bir zamanda aşının üretilerek sahaya sürüldüğü, eş zamanlı olarak AB Aşı Bankasından 497.500 doz aşı temin edildiği,  yüksek riskli bölgelere öncelik tanınarak, AB’den temin edilen aşıların Şap hastalığından ari bölge olan Trakya’da kullanıldığı, ülke genelinde 9.000’den fazla Veteriner Hekimin görev yaptığı ve Ağustos ayı sonuna kadar ülkedeki büyükbaş hayvan popülasyonunun %90’ını oluşturan 14.2 milyon sığırın ve 2.5 milyon küçükbaş hayvanın aşılandığı, ülke çapında 49 gün süren tam kapanma modeliyle tüm hayvan hareketlerinin durdurulduğu, 2023 sonbaharında 2.5 ay içerisinde, 13,7 milyon sığır ve 500.000 koyunun aşılandığı, devamında bir ara dönem aşılamasıyla toplamda 13 milyon sığırın salgın başından itibaren 3 kez aşılandığı,  tüm bu uygulamaların sonucunda , mihrak sayısının %70 oranında azalarak, 350’den 104’e düştüğü, bu çabaları desteklemek ve hayvan hareketlerini daha iyi izlemek amacıyla veteriner yol kontrol ve denetim istasyonlarının kurulduğu ve bu istasyonların hastalıkların yayılmasını önlemede kilit öneme sahip olduğu gibi bir çok husustan bahsedilmiştir.

WOAH tarafından ilk kez yayımlanan “Dünyada Hayvan Sağlığının Durumu” raporunda, ülkemizin SAT-2 serotipi şap salgınıyla mücadelesindeki başarısına yer verilmesi son derece önemlidir. Böyle stratejik bir gelişmenin, kamuoyunda “çürük domates yiyen şaplı hayvanlar iyileşiyor” türü haberlere kıyasla çok daha az yer bulması ise ayrıca düşündürücüdür.

En son 35 yıl önce şap bildirilen Almanya ile 50 yıldan daha uzun bir süre önce şap görülen Macaristan ve Slovakya gibi şaptan aşısız ari ülkelerde 2025 yılında hastalığın yeniden ortaya çıkması; bunu takiben, ülkemizde en son 1965 yılında görülen SAT-1 serotipinin güneydoğu sınırımızdan giriş yapması, bu hastalığa neden “sınır aşan” nitelendirmesinin yapıldığını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.

Viral hastalıklarla mücadele etmenin en önemli yolu aşılamadır. Ama aşılama da hiçbir zaman tek başına yeterli bir tedbir olmamıştır. Bunun yanı sıra karantina, temizlik, dezenfeksiyon, biyogüvenlik önlemleri, hareket kısıtlamaları gibi hastalığın yayılmaması için olmazsa olmaz birtakım tedbirler de uygulanmak zorundadır. 2023 yılında SAT2 tipi bulaştığında tam kapanma yoluna gidilmişti, günümüzde yaşanan SAT-1 salgınında da Bakanlık tarafından kısmi kapanmalar uygulandı. Bu gibi sınır aşan hastalıklarda bölgesel kapanma ya da tam kapanma gibi tedbirler olmak zorundadır.

Sahadan duyduğumuz “aşıdan hastalık bulaşıyor, aşıdan sonra hayvanlarımız hasta oldu, aşıdan sonra hayvanım yavru attı” gibi söylemler aşı karşıtlığını tetikleyen tehlikeli yaklaşımlardır. Kullanılan aşılar inaktif aşılardır ki zaten bu aşıların özelliği hastalık yapma yeteneği olmayacak şekilde, zararsızlık ve güvenlik testlerinden geçerek üretilmeleridir. Maalesef sosyal medyada kötünün görünürlüğünün daha fazla alıcısı olduğunu bilenler bu tarz kasıtlı paylaşımlar yapmaktadır. Bilgi kirliliğini önlemenin tek yolu gerçek uzmanlardan faydalanmaktır.

WOAH’ta da belirtildiği üzere; inaktive bir aşıyla aşılamadan sonra FMDV serotipleri arasında çapraz koruma yoktur. Bir serotip içinde, suşlar arasındaki koruma, bunların antijenik benzerliğine göre değişir. Bir FMDV suşu ile enfekte olmuş veya bu suşa karşı bağışık hale getirilmiş hayvanlar, diğer suşlara karşı mutlak bağışıklığa sahip değildir. Konvansiyonel inaktive aşılar, hayvanları FMDV’nin diğer serotiplerine karşı korumaz. Bir aşının seçimi; saha suşu ile akrabalık derecesi (örneğin “r” değeri), potensi ve diğer faktörler de dâhil olmak üzere birçok faktöre dayanır. Aşı bankaları, FMDV’nin yalnızca sınırlı sayıda serotip ve suşunu depolayabilir. Bankalarda tutulan aşı suşları, genellikle dünya genelindeki epidemiyolojik duruma dayanılarak ülkeye giriş riski en yüksek olduğu değerlendirilen suşlardır. Yani bu hastalığın doğası gereği, stoklarda tutulan aşı suşları, genellikle epidemiyolojik duruma dayanılarak ülkeye giriş riski en yüksek olduğu değerlendirilen suşlardır. Endemik olan tipler haricinde yeni bir tip ortaya çıktıysa yeniden aşı geliştirmek gerekmektedir.

Yapılan araştırmalar şunu göstermiştir; şap hastalığının tüm tiplerine karşı koruyucu bir aşı üretmek imkansızdır. Bu hastalıkla mücadelenin bu kadar uzun soluklu olmasının temel nedeni, virüsün zaman içinde farklı serotip ve varyantlarla değişime uğramasıdır. Her yeni serotip, ayrı bir aşı ve ayrı bir mücadele stratejisi gerektirir.

Uluslararası bölgesel işbirliği ile mücadele edilebilecek “sınır aşan” hastalıklarda, Türkiye olarak tek başına mücadele etmek de sahadaki virüs sirkülasyonunun kırılması için yeterli değildir. Güneyimiz ve doğumuzda yer alan ülkelerin veteriner servislerinin güçlü olmadığı, aşı üretimi ve aşılama yapamıyor olmaları gibi unsurları üst üste koyduğunuzda mücadelenin neden bu kadar zor olduğu da anlaşılacaktır.

Tarım ve Orman Bakanlığımız tarafından yapılan açıklamaya göre salgın kontrol altına alınmıştır. Ülke genelinde yürütülen yoğun aşılama, karantina ve saha denetimleri sayesinde hastalığın yayılımı büyük oranda sınırlandırılmıştır. Aşılama oranı %92’ye ulaşmıştır. Tüm büyükbaş hayvan varlığı ilk tur aşılamadan geçirilmiş olup ikinci tur aşılama kampanyası başlatılmıştır. Bilim dışı iddialara karşı adli süreç başlatılmıştır.

Bu salgında en büyük görev ve sorumluluk fedakârca, gönülden, en zor koşullarda sahada, laboratuvarlarda ve tüm organizasyonda çalışan başta sayın meslektaşlarımız, Veteriner Hekimlerimizi ve görev alan tüm personelimizi, takdir etmeyi bir borç bilir ve teşekkürlerimizi sunarız.

 

Son süreçte bütün bu uygulamaların yanında saha gözlemleri doğrultusunda:

  • Hayvan sahipleri arasında aşıya güvenmeyen, aşılamaya karşı çıkan yetiştiricilerimizin olduğu ve ikna edilmelerinde zorluklar yaşandığı,

  • Birinci tur aşılamayı yaptırıp, ikinci tur aşılamayı yaptırmayıp; yanlış bir düşünce olarak hayvanlarının yapılan aşılamadan dolayı hasta olduklarını bildirdikleri,

  • Eğitim almayan yetiştiriciler olduğu,

  • Bu tür hastalıkların önlenmesinde çok önemli rolü olan biyogüvenlik önlemlerinin alınmadığı, alınan önlemlerin yeterli olmadığı, biyogüvenliğin öneminin anlaşılmadığı,

  • Maksatlı olduğu konusunda şüphe uyandırıcı bilimsel temeli olmayan yanlış bilgilerin sunulduğu görülmektedir.

Dolayısıyla ülkemiz için ekonomik kayıplara neden olan bu tür salgınlarla mücadele için:

  • Yetiştiricilerimize aşının önemi, etkinliği, uygulama yöntemi ve sonuçları hakkında bilimsel verilere dayalı, ikna edici eğitimler verilmesi son derece önemlidir. Bu eğitimler sayesinde, hayvan sahiplerinin aşıya güven duyması sağlanmalı ve aşılama konusunda daha fazla katılım teşvik edilmelidir.

  • Ülkemizin konumu itibari ile sınır ülkelerimiz ile hayvan hareketlerinin sınırlandırılması bu tür hastalıkların önlenmesi açısından son derece önemlidir.

  • Hayvanların mutlaka aşılanması ve belirli aralıklarla rapel (hatırlatma) aşılarının yapılması, hastalıkların önlenmesi için son derece önemlidir. Aşıların zamanında uygulanması, hastalıkların yayılmasını engellemeye yardımcı olacaktır.

  • Biyogüvenlik önlemlerinin tam ve eksiksiz şekilde uygulanması gerekmektedir. Bu önlemlerin nasıl uygulanacağı, uygulamalı eğitimlerle hayvan sahiplerine gösterilmeli ve biyogüvenliğin önemi vurgulanarak anlatılmalıdır. Bu sayede, hastalıkların kontrol altına alınması daha etkili olacaktır.

  • Gerekirse sosyal medya ve görsel iletiler sıkça kullanılarak tüm halkımız bilinçlendirilmelidir. Bu tür platformlarda doğru, bilimsel verilere dayalı bilgilendirme yapılmalı ve yanlış bilgilerin yayılmasının önüne geçilmelidir.

  • Aşı uygulatmayan ve biyogüvenlik önlemlerini almayan hayvan sahiplerine cezai yaptırımlar uygulanmalıdır. Bu yaptırımlar, hayvan sağlığını tehdit eden davranışların önüne geçmek için caydırıcı olmalı ve sağlık önlemlerinin titizlikle uygulanmasını teşvik etmelidir.

  • Whatsapp
  • Instagram
1731522148566.jpg

Veteriner Hekimler

Mikrobiyoloji Derneği

Zübeyde Hanım Mah. Şehit Ömer
Halisdemir Bulvarı

Kapı No:27/3

ALTINDAĞ/ANKARA

*Veteriner Mikrobiyoloji Derneği Logosu Prof. Dr. K. Serdar Diker tarafından dizayn edilmiştir. Hocamıza teşekkür ediyoruz.

Güncelleme

Abone olun

İletişim

bottom of page